Zâriyât Suresi
The Winnowing Winds (Adh-Dhaariyat)
سُورَةُ الذَّارِيَاتِ
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.
وَٱلذَّٰرِيَٰتِ ذَرْوًۭا
Tozdurup savuranlara,
DİYANET VAKFI MEALİفَٱلْحَٰمِلَٰتِ وِقْرًۭا
Yükünü yüklenenlere,
DİYANET VAKFI MEALİفَٱلْجَٰرِيَٰتِ يُسْرًۭا
Kolayca süzülenlere,
DİYANET VAKFI MEALİفَٱلْمُقَسِّمَٰتِ أَمْرًا
İşleri ayıranlara andolsun ki,
DİYANET VAKFI MEALİإِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌۭ
Size vadedilen, kesinlikle doğrudur.
DİYANET VAKFI MEALİوَإِنَّ ٱلدِّينَ لَوَٰقِعٌۭ
Ve ceza mutlaka vuku bulacaktır.
DİYANET VAKFI MEALİوَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلْحُبُكِ
İçinde yörüngeleri olan göğe andolsun ki,
DİYANET VAKFI MEALİإِنَّكُمْ لَفِى قَوْلٍۢ مُّخْتَلِفٍۢ
Siz çelişkili sözler söylüyorsunuz.
DİYANET VAKFI MEALİيُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ أُفِكَ
Ondan (Kur'an'dan veya imandan) dönen döndürülür (engellenmez).
DİYANET VAKFI MEALİقُتِلَ ٱلْخَرَّٰصُونَ
Kahrolsun o koyu yalancılar!
DİYANET VAKFI MEALİٱلَّذِينَ هُمْ فِى غَمْرَةٍۢ سَاهُونَ
Onlar koyu bir cehalet içerisinde kalmış gafillerdir.
DİYANET VAKFI MEALİيَسْـَٔلُونَ أَيَّانَ يَوْمُ ٱلدِّينِ
Ceza gününün ne zaman olduğunu sorarlar.
DİYANET VAKFI MEALİيَوْمَ هُمْ عَلَى ٱلنَّارِ يُفْتَنُونَ
O gün onlar ateşe sokulacaklardır.
DİYANET VAKFI MEALİذُوقُوا۟ فِتْنَتَكُمْ هَٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تَسْتَعْجِلُونَ
Azabınızı tadın! Acele gelmesini beklediğiniz şey budur işte! (denir.)
DİYANET VAKFI MEALİإِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍ
Şüphesiz ki Allah'a isyandan sakınanlar, cennetlerde ve pınar başlarında bulunacaklar.
DİYANET VAKFI MEALİءَاخِذِينَ مَآ ءَاتَىٰهُمْ رَبُّهُمْ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُحْسِنِينَ
Rablerinin kendilerine verdiğini alarak. Kuşkusuz onlar, bundan önce dünyada güzel davrananlardı.
DİYANET VAKFI MEALİكَانُوا۟ قَلِيلًۭا مِّنَ ٱلَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ
Geceleri pek az uyurlardı.
DİYANET VAKFI MEALİوَبِٱلْأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ
Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi.
DİYANET VAKFI MEALİوَفِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّۭ لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ
Mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı.
DİYANET VAKFI MEALİوَفِى ٱلْأَرْضِ ءَايَٰتٌۭ لِّلْمُوقِنِينَ
Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ayetler vardır.
DİYANET VAKFI MEALİوَفِىٓ أَنفُسِكُمْ ۚ أَفَلَا تُبْصِرُونَ
Kendi nefislerinizde de öyle. Görmüyor musunuz?
DİYANET VAKFI MEALİوَفِى ٱلسَّمَآءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ
Semada da rızkınız ve size vadedilen başka şeyler vardır.
DİYANET VAKFI MEALİفَوَرَبِّ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ إِنَّهُۥ لَحَقٌّۭ مِّثْلَ مَآ أَنَّكُمْ تَنطِقُونَ
Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki bu vaad, sizin konuşmanız gibi kesin ve gerçektir.
DİYANET VAKFI MEALİهَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ضَيْفِ إِبْرَٰهِيمَ ٱلْمُكْرَمِينَ
İbrahim'in ağırlanan misafirlerinin haberi sana geldi mi? (Bunlar meleklerdi.)
DİYANET VAKFI MEALİإِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَٰمًۭا ۖ قَالَ سَلَٰمٌۭ قَوْمٌۭ مُّنكَرُونَ
Onlar İbrahim'in yanına girmişler, selam vermişlerdi. İbrahim de selamı almış, içinden, "Bunlar, yabancılar" demişti.
DİYANET VAKFI MEALİفَرَاغَ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ فَجَآءَ بِعِجْلٍۢ سَمِينٍۢ
Hemen ailesinin yanına giderek semiz bir dana (kebabını) getirmiş,
DİYANET VAKFI MEALİفَقَرَّبَهُۥٓ إِلَيْهِمْ قَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ
Onların önüne koyup "Yemez misiniz?" demişti.
DİYANET VAKFI MEALİفَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةًۭ ۖ قَالُوا۟ لَا تَخَفْ ۖ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَٰمٍ عَلِيمٍۢ
Derken onlardan korkmaya başladı. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğlan çocuğu müjdelediler.
DİYANET VAKFI MEALİفَأَقْبَلَتِ ٱمْرَأَتُهُۥ فِى صَرَّةٍۢ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقِيمٌۭ
Karısı çığlık atarak geldi. Elini yüzüne çarparak: "Ben kısır bir kocakarıyım!" dedi.
DİYANET VAKFI MEALİقَالُوا۟ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْحَكِيمُ ٱلْعَلِيمُ
Onlar: "Bu böyledir. Rabbin söylemiştir. O, hikmet sahibidir, bilendir" dediler.
DİYANET VAKFI MEALİ۞ قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ
(İbrahim:) O halde işiniz nedir, ey elçiler? dedi.
DİYANET VAKFI MEALİقَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍۢ مُّجْرِمِينَ
"Biz, dediler, suçlu bir kavme gönderildik."
DİYANET VAKFI MEALİلِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةًۭ مِّن طِينٍۢ
"Üzerlerine çamurdan taş yağdırmaya (geldik)."
DİYANET VAKFI MEALİمُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفِينَ
(Bu taşlar,) aşırı gidenler için Rabbinin katında işaretlenmiş (taşlardır).
DİYANET VAKFI MEALİفَأَخْرَجْنَا مَن كَانَ فِيهَا مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Bunun üzerine orada bulunan müminleri çıkardık.
DİYANET VAKFI MEALİفَمَا وَجَدْنَا فِيهَا غَيْرَ بَيْتٍۢ مِّنَ ٱلْمُسْلِمِينَ
Zaten orada müslümanlardan, bir ev halkından başka kimse bulmadık.
DİYANET VAKFI MEALİوَتَرَكْنَا فِيهَآ ءَايَةًۭ لِّلَّذِينَ يَخَافُونَ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ
Acı azaptan korkanlar için orada bir işaret bıraktık.
DİYANET VAKFI MEALİوَفِى مُوسَىٰٓ إِذْ أَرْسَلْنَٰهُ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ بِسُلْطَٰنٍۢ مُّبِينٍۢ
Musa'da da (ibretler vardır). Onu apaçık bir delil ile Firavun'a göndermiştik.
DİYANET VAKFI MEALİفَتَوَلَّىٰ بِرُكْنِهِۦ وَقَالَ سَٰحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌۭ
Firavun ordusuyla birlikte yüz çevirmiş: "O, bir büyücüdür veya bir delidir" demişti.
DİYANET VAKFI MEALİفَأَخَذْنَٰهُ وَجُنُودَهُۥ فَنَبَذْنَٰهُمْ فِى ٱلْيَمِّ وَهُوَ مُلِيمٌۭ
Nihayet onu da ordularını da yakalayıp denize attık, bu sırada kendini kınayıp duruyordu.
DİYANET VAKFI MEALİوَفِى عَادٍ إِذْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ ٱلرِّيحَ ٱلْعَقِيمَ
Ad kavminde de (ibretler vardır). Onlara kasıp kavuran rüzgarı göndermiştik.
DİYANET VAKFI MEALİمَا تَذَرُ مِن شَىْءٍ أَتَتْ عَلَيْهِ إِلَّا جَعَلَتْهُ كَٱلرَّمِيمِ
Üzerinden geçtiği şeyi canlı bırakmıyor, onu kül edip savuruyordu.
DİYANET VAKFI MEALİوَفِى ثَمُودَ إِذْ قِيلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا۟ حَتَّىٰ حِينٍۢ
Semud kavminde de (ibretler vardır). Onlara: Bir süreye kadar faydalanın, denmişti.
DİYANET VAKFI MEALİفَعَتَوْا۟ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّٰعِقَةُ وَهُمْ يَنظُرُونَ
Rablerinin emrine karşı geldiler. Bu yüzden, bakıp dururlarken onları yıldırım çarpıverdi.
DİYANET VAKFI MEALİفَمَا ٱسْتَطَٰعُوا۟ مِن قِيَامٍۢ وَمَا كَانُوا۟ مُنتَصِرِينَ
Ayağa kalkacak güçleri kalmamış, yardım edenleri de olmamıştı.
DİYANET VAKFI MEALİوَقَوْمَ نُوحٍۢ مِّن قَبْلُ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمًۭا فَٰسِقِينَ
Bunlardan önce de Nuh kavmini helak etmiştik. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir toplum idiler.
DİYANET VAKFI MEALİوَٱلسَّمَآءَ بَنَيْنَٰهَا بِأَيْي۟دٍۢ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ
Göğü kendi ellerimizle biz kurduk ve biz (onu) elbette genişleticiyiz.
DİYANET VAKFI MEALİوَٱلْأَرْضَ فَرَشْنَٰهَا فَنِعْمَ ٱلْمَٰهِدُونَ
Yeri de döşedik. (Bak) ne güzel döşeyiciyiz!
DİYANET VAKFI MEALİوَمِن كُلِّ شَىْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
Her şeyden de çift çift yarattık ki, düşünüp öğüt alasınız.
DİYANET VAKFI MEALİفَفِرُّوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ ۖ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌۭ مُّبِينٌۭ
O halde Allah'a koşun. Çünkü ben, size O'nun katından (gelmiş) açık bir uyarıcıyım.
DİYANET VAKFI MEALİوَلَا تَجْعَلُوا۟ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ ۖ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌۭ مُّبِينٌۭ
Allah ile beraber başka bir tanrı edinmeyin. Zira ben size O'nun tarafından (gelmiş) açık bir uyarıcıyım.
DİYANET VAKFI MEALİكَذَٰلِكَ مَآ أَتَى ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا قَالُوا۟ سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ
İşte böylece, onlardan öncekilere her hangi bir peygamber geldiğinde hemen: O, bir büyücüdür veya delidir, dediler.
DİYANET VAKFI MEALİأَتَوَاصَوْا۟ بِهِۦ ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌۭ طَاغُونَ
Bunu (nesilden nesile) birbirlerine vasiyet mi ettiler? Doğrusu onlar azgın bir topluluktur.
DİYANET VAKFI MEALİفَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَآ أَنتَ بِمَلُومٍۢ
Artık onlara aldırma. (Davete uymamalarından dolayı) sen kınanacak değilsin.
DİYANET VAKFI MEALİوَذَكِّرْ فَإِنَّ ٱلذِّكْرَىٰ تَنفَعُ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt müminlere fayda verir.
DİYANET VAKFI MEALİوَمَا خَلَقْتُ ٱلْجِنَّ وَٱلْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ
Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.
DİYANET VAKFI MEALİمَآ أُرِيدُ مِنْهُم مِّن رِّزْقٍۢ وَمَآ أُرِيدُ أَن يُطْعِمُونِ
Ben onlardan rızık istemiyorum. Beni doyurmalarını da istemiyorum.
DİYANET VAKFI MEALİإِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلرَّزَّاقُ ذُو ٱلْقُوَّةِ ٱلْمَتِينُ
Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır.
DİYANET VAKFI MEALİفَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ذَنُوبًۭا مِّثْلَ ذَنُوبِ أَصْحَٰبِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ
Muhakkak ki bu zulmedenlerin de, geçmişlerinin payı gibi (azaptan) bir payları vardır! O halde acele etmesinler!
DİYANET VAKFI MEALİفَوَيْلٌۭ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن يَوْمِهِمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ
Başlarına gelecek (acı) günlerinden dolayı vay o kafirlerin haline!
DİYANET VAKFI MEALİ